Lise :(
20/9/2009Lise çoook farklı geçti. "çok sessizsin," "1-2 birşey söyle ya" gibi sözler duydum çok kez. Kendimi bulamadım bir türlü. Birçok nedeni vardı ama;
+ Sıfır arkadaşla başlamıştım liseye. Biranda bütün arkadaşlarımdan kopmak zorunda kaldım. Çok kötüydü.
+ Ergenlik dönemi ve sessiz kalma sorunu.
+ Ve sadece 7 tane daha potansiyel erkek arkadaşa sahip olmak.
+ Astım Hastalığı.
+ Kimlik arayışı. Kim gibi olmalıyım y d nasıl olmalıyım diye kendime sordum ve tercihlerde tereddütte kaldım.
+Hiç ama hiç rahat hissedemedim kendimi. Gerek elbise olarak gerekse arkadaşların tavırlarıyla. İlk başlarda herkes birbirini kavga ederek tanımaya başladı. Kızlar bile ... Erkeklerde birbiriyle kavga etmeyen kalmamıştı kısa sürede. Anlamsız anlamsız kavgalar, tartışmalar... Gözlük taktığımdan kırılması an meselesi ve hep uzak durdum bu durumlardan. Aynı sertliği gösteremedim.
Elbiseye gelirsek boyum uzar düşüncesiyle alınmış uzun ceket ve gömleğe hiç alışamadım bir türlü. Ortaokulda ceket yoktu nitekim. Süeter rahat ve hafifti. Evde sadece gömleği giyiyorum kocaman kalıyodu üstümde. Ben de ceketi hiç çıkartmadım. Zaten deli gibi bağıran öğretmenler, müdür ve yardımcıları vardı ceketsiz öğrencilere. Ben zaten aklım allak bullak bir de onların bu bağırışlarına hiç gelemezdim. O yüzden azar işitmemek için her dediklerini yapmaya çalıştım. Ve bu dezavantajdı arkadaşlık adına. Çünkü sınıfın büyük bir bölümü yönetimdekilerin istediği gibi giyinmiyorlardı. Ya kıravatta bir sorun y d ceket yoktu. Düzgün giyinip laf yememeyi, diğer arkadaşlar gibi giyinip onların arasına katılmaya tercih ettim. Nitekim bana bir şekilde sınıfın ortasında bağırılsa bunu kaldıramayabilirdim. Yani korkuyordum o günler sevgili blog:)
Elbise konusu savaş gibiydi. Yönetimle öğrencilerin savaşı. Çok azı düzgün giyindiğinden okulda sürekli bir kıyamet kopuyordu. Girişte, çıkışta, kantinde, koridorda, derste, teneffüste... Her yerde azar işiten öğrenciler... Ve tüm bağırışlara tanık olmak zorunda kalmak berbattı. Mesela müdür girer içeri kıravatı düzgün olmayanlara bağırırrr çağırırrr. Tam sessizlik herkes onu dinler. Birşey sorar öğrenci de verir bi cevap. Sonra müdür gider ardından gülüşmeler felan. O sırada o kadar sıkılıyordum ki. Bunlara gerek yoktu. Pekala anlaşabilirdik bir noktada. Ama ne yönetim ne de öğrenciler taviz veriyorlardı.
Öğrenciler kaçıyor, müdür ve yardımcıları kovalıyordu. Kıravatı aşağıda tutmak gelenek gibi birşey olmalı ki kimse ondan vazgeçmiyordu. Bir de öğrenciler müthiş yüzsüzlerdi. Müdür kenara çekmiş öğrenciye kusarken tüm şiddetiyle, o yere göğe bakıyordu. Sonra müdür gidince arkasından gülüşmeler... Müdürü takmayan, ukalaca tavırlarr... Aynı şey sınıftada yaşanırdı. Müdür gelir bağırır çağırır, o gidince ardından ona hareket çekerlerdi. En basit alışılmış hareketse sırıtmaktı. Kendimi o öğrencinin yerine koydum. Bana öyle bağırsa ben onu umarsamama gibi bir tercihe sahip olamazdım. O kadar yüzsüz değildim ki. Zaten kötüydüm. Oracıkta ağlayıverirdim eminim. Yeterince güçlü değildim. Yeterince rezil olma duygusunu tatmıştım, daha fazlasına hazır değildim daha doğrusu. En ufak bir azarlamaya deli gibi ağlayacak kadar dolmuştum.
Tüm bunlardan kaçındım ve kaçtım.
+ Sonradan öğrendiğim, burnumda fazla kemik ve et bulunmasından dolayı ne zaman konuşmak istesem sözcükleri net telaffuz edemediğimden, duygularımı tam yansıtamadım. Bu dertten taa üni 1. sınıf yazında ameliyat olarak kurtuldum.
+Sınıfta kısa sürede gruplaşma oldu ve ben hiçbir gruba girmedim. Zaten girmem ancak birinin elimden tutup gruba zorla sokmasıyla mümkün olabilirdi ki hiçbir efor sarfetmedim. Dedim ya yeterince kötü ve çukura düşmüştüm. Ya bir mucize beni ordan çıkartıcaktı y d lise bitene dek böyle gidecekti.
+ Alıngan olmam.
+ Dişlerimin eğik olması ve gülmemeye çalışmak :( . Öyle ya ya gülerlerse, rezil olmamalıydım.
Tüm bu olumsuzluklar içinde sessiz kalarak liseyi bitirdim. Astım hastalığım 2. sınıfta geçmişti çok şükür.
Lise sonunda yazılan yıllıklarda genelde çok sessiz olduğum yazılıydı. Herşey farklı olsun çok isterdim ama olmadı işte.
Lise sonda da bir olay oldu. Ama bunu ben yaptım kendi elimle. Okul aidat parası isteniyordu. Üzerine bir de sınavların fotokopi paralarını toplamaya başlayınca lise başlangıcından beri aklımda olan düşünceyi gerçekleştirdim. Milli Eğitim Bakanı "para isterlerse bizi arayın" diyorlardı ya dedim içimden: "Hep müdürün istedini yaptım 1 kez de şu bakanın sözüne kulak verelim de ayıp olmasın koca bakana, lise biticek zaten" :D . Sonra şikayet tarzında yazdım birşeyler, yolladım e-posta ile.
Sonra Meb benim ismimi okula deşifre eder ve müdür yardımcılarıyla birlikte sınıfı basar adeta. Tehditler savurur ve gider. "Bu okuldan y sen y ben gidicez" der. Ardından ailemi çağırtır. Sonra pek bir yumuşar ailem yanımdayken. Bu sefer ben boş durmam, vitesi artırırım. Bu sefer ben bağırarak konuşurum. Müdür pek bi yusuf yusuftur. Ailemin yanımda olması müthiş bir cesaret verir. Sonra ne o okuldan gider ne d ben.
Sınıfı biraz ürkütmüşümdür o kadar. Değişen hiçbirşey olmamıştır. Paralar hala istenir ve alınır. Boşa kürek çekmişimdir ama tepkimi dile getirdiğimden dolayı mutluyumdur.
: Bunları yazarken ve de okurken gözümden düşen damlalara engel olamıyorum.
0 yorum yazılmıştır